Şimdi gücümün yettiği kadar bağırsam, elime geçen her şeyi fırlatsam, kırsam döksem…Televizyona takılıydı gözleri orda hiçbir şey gördüğü yoktu aslında.O aklından geçenleri görüyordu sadece. İşte yine akşam olmuştu yemek yenmiş bulaşıklar yıkanmış çay demlenmiş ve salonda eşi ve oğluyla oturuyordu. O orda değildi içinden bir ses büyüyor, büyüyor dilinin ucunda takılıyordu. Dışarda yağmur yağıyordu çok severdi yağmurda yürümeyi ama o şimdi açıp kapıyı gecenin karanlığında yağmur altında koşmak istiyordu içindeki acıları yağmak istiyordu sokaklara. Bu şehri sevmiyordu; hep bu şehirden kaçışlar büyüttü içinde. Büyüttüğü o kaçışlarda her seferinde yine kendi içine dönüyordu. “Oğlum” diyordu; “Oğlum olmasa bırakıp gitmezmiydim, kaçmazmıydım yalnızlığımı koyup bohçama?” Öylesine incitilmişti ki bu şehirde öyle yaralari vardi ki, yalnizligi kendi seçmişti sonunda. Aklinda bir sürü intihar senaryosu ve her gece ölümlerden ölüm begeniyordu. Zaten nefes alip vermekten başka ne yapiyordu ki!…Yillardir sadece nefes alip veriyor ve sanki tipki bir ota basilirmişçasina üzerinden geçiliyordu. Kendini ota benzetiyordu “acaba üzerine basıp geçtiğimiz otlar da benim gibi acı çekiyor mu?” diye düşünürdü.Kocasi tarafindan hiç anlaşilmamiş hep bunun acisini yaşamişti.Aralarindaki uçurumlari görememişti ikisi de evlenivermişlerdi, onun yüregi hayir derken birden evet’leri bestelemişti onun adina annesi. Oysa bilemezdi kizina nasil bir agit yaktigini.Boyun egip mutlu olma umuduyla birakip gelmişti o şehirde sevdigi ne varsa. Umudunu çeyiz yapip düştü arkasina bu tanimadigi adamin.Ve hala tanimiyor kocasini. Kim bu yabanci yatagimda?Bu insanlar kim?Ben kimim? Dişarda yagmur devam ediyordu ve onun akli hala yagmurda.Bir ses ona:Bagir gücünün yettigi kadar bagir,kir dök hemde önce televizyonu kir degilmi ki o seni düşlerinden alikoyan gözlerini askiya alan. Yüregini o sese dogru çevirdi kulaklari ile degil yüregiyle duydu o hep zaten herşeyi, şimdi yüregi kulak Kabartmişt o sese yine:Hadi çik dişari yagmurda islan koş alabildigince newroza hazirlanan bu şehri bir baştan.”Newroz” kocaman bir ateş yakilacak o gün şehirde insanlar dilek tutup atlayacak ateşten.Dudaklarinin kenarinda bir gülümseme belirdi birden.” Ahh ben bunu neden daha önce düşünemedim ki?” “işte begendim ölümümü; bende dilek tutacagim ve bende yüregimi elimi alip birakacagim kendimi o ateşe zilgit sesleri içinde.” “Başkalari dilekler tutup gerçekleşsin diye umut yeşertirken ben kendimi de umudumu da yakacagim.” “Ve küllerim savrulacak bu şehre”. O gülümsemeyle doğruldu yerinden oğluna baktı uyumuştu koltukta uyandırdı usulca öpe koklaya, kocası çoktan gidip yatmıştı zaten, oğlunun üzerini örtmek için yorganı çekerken hala gülümsüyordu gözlerinden sevgi seli aktı oğlunun yatağına.Üzerini örtüp çıktı oğlunun odasından.Salona geçti bardakları topladı sanki rahatlamış gibiydi sanki az önce yağmurda ıslanıp gelmişti eve; ortalığa son bir kez baktı dağınıklık kalmamıştı kendini bile toparlamıştı.Odasına gitti hemen yattı.Yastığına gülüsemesi düştü gözleri kapanırken…Şimdi o newroz ateşini ve kendisini görüyordu rüyasında. Artık bu şehirden kaçışlar büyütmeyecekti.
Tags: aşk mektubu, eç kalma, Geç Kalmayın, mektu